Kayıtlar

Kitap Listem

1) Ahmet Şerif İzgören - Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır  2) Ahmet Turhan Altıner - Yaşama Sanatı ✅ 3) Alaaddin Başar - Risale-i Nurdan Kelimeler ve Cümleler  4) Ali Nesin - Aksoyomatik Kümeler Kuramı 5) Alfred Adler - Çocuk Eğitimi  6) Alfred Adler - Çocukta Yaşamsal Sorunlar 7) Alfred Adler - Genç Kız Psikolojisi ve Cinselliği  8) Alfred Adler - Güç Çocuğun Eğitimi  9) Alfred Adler - İnsan Doğasını Anlamak 10) Alfred Adler - İnsanı Tanıma Sanatı  11) Alfred Adler - Kişilik Bozuklukları ve Toplumsal Bütünleşme 12) Alfred Adler - Ne İçin Yaşıyoruz  13) Alfred Adler - Nevroz Sorunları  14) Alfred Adler - Sorunlu Okul Çocuğu  15) Alfred Adler - Sosyal Duygunun Gelişiminde Bireysel Psikoloji  16) Alfred Adler - Yaşama Sanatı  17) Alfred Adler - Yaşamanın Anlamı ve Amacı  18) Alfred Adler - Yaşamla İlgili Sorunlar 19) Alvin Toffler - Şok (Gelecek Korkusu) 20) Aret Vartanyan - İnsanız Ayıbı Yok ✅ 21) Bertrand Russe...

Anlamak, Sevmenin Başlangıcıdır.

 Başlıktaki ifadenin Baruch Spinoza'ya ait olduğunu öğrendim. Okuduğum kitabı bırakıp düşündüm dakikalarca. Anlamak ... Sevmek ... Sonra, her gün şahit olduğum ve adı sevgi olarak ifade edilen yaklaşımları düşündüm. Mutluluk veren ya da acı çektiren. Hepsinin de adı sevmekti oysa. Sordum kendime? Anlamadan sevmek mümkün mü veya ne kadar mümkün? Sadece hissederek mesela... Tamamen saf hisler barındıran birinin sevmesi bir varlığı mümkün olabilir mi veya ne derece mümkün olabilir? Yahut anlamadan hissetmek ne kadar mümkün olabilir? Peki akletmek niye var? Bu evrende her şeyin bir bütünün parçası olduğunu kabul ediyor ve sevginin de tüm bu büyük resimdeki bir gerçeklik olduğuna inanıyorsak eğer sadece hissetmekle olacak bir hadise değil gibi bu sevme işi. Elbette hisler olmadan olacak bir olgu değil fakat anlamadan gerçekten sevgi olması mümkün görünmüyor. Çünkü, anla(ya)mayan bir varlığın kendini dahi sevebilmesi olası durmuyor. Durumu en anlaşılır şekilde örneklerdirecek okursak; ev...

Hayal Etmekten Vazgeçme

  Çocukken ne güzel hayaller kurardık. En güzel masalları kıskandıracak yaşam modelleri hayal ederdik geleceğimize yönelik. Sonra ne oldu? Ergenlik ve hayatın gerçekleriyle (kimine göre zorluklarıyla) karşılaşınca, rotası mı şaştı o güzelim hayallerimizin? Hayal ettiklerimiz, çok mu imkân ötesi olasılıklardan ibaretti? Dünya üzerinde mutlu insan olarak tanımladığımız insanlara baktığınızda, 'Bugünleri hayal ederek hareket ettim.' ifadesine şahit olacaksınız. Bir kitapta denk gelmiştim; 'İnsan, hayali kadardır.' diyordu. Toprağa ekilen tohumun nasıl ki bir sürece ihtiyacı var ise, bizlerin de birtakım hayallere ulaşmak için süreye ihtiyacımız var. Bu yüzden, hayal etmekten vazgeçme!

Susarsan, Duyarsın!

Çocukluk yaşlarımda akranlarıma göre sessiz biriydim. Eğitim hayatımda da bu böyle gelişti. Hem öğretmenlerim hem de akrabalarım; "Bu çocuk neden konuşmuyor, utanıyor mu acaba?" diye düşünürlerdi. Sanırım, gerek duymamaktı. O yaşlarda, bir şeyi, gerekmedikçe yapmama alışkanlığım vardı. Sonra iş hayatı başladı ve bugüne dek, içinde bulunduğum işlerin tamamı iletişim temelli gelişti. Günlük kelime sarfiyatım mukayese edilemeyecek kadar artmaya başlamıştı. Ve ilginç olan, sanki dünden razıymışım gibi de kolayca adapte oldum bu yeni duruma. İlk başlarda, iş hayatımdaki geveze olma hâlim, özel hayatıma yansımamıştı fakat yıllar geçtikçe durum değişmeye başladı. Günlük hayatımda çok fazla konuşan bir insan olmaya başladım. Ve yakın zamanda farkettim ki; artık, konuşmaktan duyamamaya başladım. Duyamadıkça da, bana iletilen mesajları alamamaya başladığımı farkettim. Uzmanlar diyor ki; beynin, aynı anda yapamayacağı bazı işlevler var. Bunlardan birisi de; aynı anda hem konuşup hem de ...

SON

Bilindiği kadarıyla bu kelimenin geçmişi yaklaşık 1300 yıl öncesine dayanıyor. Uygurlar kullanmış ilk kez bu sözcüğü. O günden bu yana da insanoğlu, yaşamı içindeki gelişmeleri ilk ve son (ya da başı ve sonu) olarak ifade etmiş. Hâlbuki, bu derece sonsuzluk iksirine bulanmış bir varlık olarak, nasıl olur da "son" kavramının içine hapsolmuş insan. Tartışmaya kalksak belki de, ne burada yazarak ne de dilden sözcükler savurarak net bir cevaba erişebiliriz. Birden fazla cevabı olabilir. Mesela, hayatı sadece maddesel olarak algılamak bir cevap olabilir veya her şeyi sonuç odaklı ele almak ya da farkında olamamak hakikatin. Nereye varırsak varalım, gerçeği değiştirmiyor elde ettiğimiz cevaplar; sonsuzluk içinde varolduğumuz gerçeğini. Doğdun, bebeklik süreci başladı. Ardından çocukluk, ergenlik, erişkinlik, yaşlılık ve ölüm... Bu şekilde mi ifade etmemiz gerekiyor varlık tanımını? İzlediğin film, yaptığın tatil, yaşadığın ilişki, yürüttüğün iş... Olguların nihayet bulması, son kav...

Tevafuk

Küçük yaşlarda az kitap okumamdan sebep olsa gerek, bu kelimeye 2018'e kadar hiç rast gelmedim. Kulağıma da garip geldi ki sanırım, 'Neymiş manası?' diyerek, sözcüğün içine daldım. Daldık dalmasına da, bu yolda acemiysen eger, boyunu aşan yerde dikkatli olmak gerektiğini anlattı bize kelimenin derinliği.  Arama motoruna anlamını yazdığınızda; 'İki şeyin birbirine denk ve uygun gelmesidir.' diye bir cevap veriyor bize. İyi de, hangi iki şeyin, ne şekilde ve nasıl denk gelmesi? İşte derinlik de burada saklı.  Basit bir şekilde, insanoğlu mantığıyla düşündüğünde, 'Buna da tam ihtiyacım vardı, iyi de denk geldi.' şeklinde bir süreç yaşaması, bunun en somut açıklama biçimidir ama soyut anlamda TEVAFUK dendiğinde, olay çok başka yerlere varmaktadır. Hastalık mesela, kimsenin hoşnut olmayacağı bir süreç türüdür. İşte Tevafuk burada gizli. Pozitif bir sürecin içinde, 'Tevafuk oldu.' demek kolay. Ya olumsuz geçen zaman dilimlerinde olan ve bir çok kez de fark...

An'da Kalmak

Yıllardan beri yazılır, çizilir ya hani; Ân'ı yaşa, ân'da kal diye... Kendimce, biraz derine ineyim dedim; işin özü nedir diye. Aslında durum bambaşka; 'Farkında ol.' diyor hayat. Geçenlerde bir Sanskrit Atasözüne rastladım; 'Nefes hayattır: İyi nefes alırsanız , yeryüzünde daha sağlıklı ve uzun yaşarsınız.' Aslında tüm inanışlarda (semavî veya değil) nefesini hisset sloganı yer almaktadır. Pekâlâ, hissedince ne oluyor; bir de buna bakalım. Coğrafya kaderdir sözü var ya hani, farkında olmazsan hakikaten öyle. Fakat farkına varırsan, kaderin sensin (Biiznillah). İşte tüm mesele de bu; farkında olmak. Hayatın, ân'ın... Ve tabi ki tüm bunlar içinde öncelikle nefesinin. Peki ya nasıl?  Nefes dendiği zaman akla ilk gelen şey; modern toplumda meditasyon elbette. Nefesin yanında içsel yolculuk için de insanların başvurduğu bir enerji aktivitesi. Nefesin de farkında olmak, içindeki enerjinin farkında olunması anlamına geldiğini tanımlarsak eğer, o hâlde ân'ı yaş...

Süreç Odaklılık

Geçenlerde, Mehmet Doğramacı'ya ait bir tweet okudum. Süreç ve Sonuç odaklılık hakkında. Düşününce, aslında ne kadar da bizi anlatan bir konu. İçinde bulunduğumuz toplumla ilgili üstünde durulması gereken en önemli sosyolojik sorunlardan bir tanesi. Çocukluktan başlayalım mesela; okul yılları... Sınav sonuçlarının açıklandığı ya da karnelerimizi aldığımız günü hayal edelim. Eve gidilir ve ebeveynlerin karşısına geçilir. Hakkımızda verilecek olan tüm değerlendirmeler, oradaki bir kaç rakamla ilgilidir. Neler öğrenmişsin, gelişim sürecin nasıl ilerliyor, nerelerde iyisin veya nerelerde eksiklerin var gibi tüm süreçle ilgili gerçekler yok olup gider (ki zaten hiç olmamıştır da) ve bir kaç rakam, çevrenizin sizinle ilgili etiketini oluşturur. Bu durum, ilerleyen zamanlarda meslek seçimlerinde de karşımıza çıkar mesela; doktor, mühendis, öğretmen vb. ol evladım. Neden? Çünkü, ayın 15'inde ihya olursun. Hangi hastalıklara yeni tedaviler geliştireceğin, yeni nesillere ne gibi ufuklar ...