Susarsan, Duyarsın!
Çocukluk yaşlarımda akranlarıma göre sessiz biriydim. Eğitim hayatımda da bu böyle gelişti. Hem öğretmenlerim hem de akrabalarım; "Bu çocuk neden konuşmuyor, utanıyor mu acaba?" diye düşünürlerdi. Sanırım, gerek duymamaktı. O yaşlarda, bir şeyi, gerekmedikçe yapmama alışkanlığım vardı. Sonra iş hayatı başladı ve bugüne dek, içinde bulunduğum işlerin tamamı iletişim temelli gelişti. Günlük kelime sarfiyatım mukayese edilemeyecek kadar artmaya başlamıştı. Ve ilginç olan, sanki dünden razıymışım gibi de kolayca adapte oldum bu yeni duruma. İlk başlarda, iş hayatımdaki geveze olma hâlim, özel hayatıma yansımamıştı fakat yıllar geçtikçe durum değişmeye başladı. Günlük hayatımda çok fazla konuşan bir insan olmaya başladım. Ve yakın zamanda farkettim ki; artık, konuşmaktan duyamamaya başladım. Duyamadıkça da, bana iletilen mesajları alamamaya başladığımı farkettim.
Uzmanlar diyor ki; beynin, aynı anda yapamayacağı bazı işlevler var. Bunlardan birisi de; aynı anda hem konuşup hem de dinlemek. Daha basit bir şekilde anlatacak olursak, birine yeşil ışık yakıyorsa kavşak, diğeri kırmızıda beklemek zorundadır. Hepimiz için konuşmak da duymak da çok önemli, burası bir gerçek fakat duyamadığımızda trenin kaçtığını da farkedemiyoruz Sanırım, kritik olan da bu. Peki dinlediğimizde neyi duyacağız? İşte asıl soru da bu.
Hepimiz, söylemek istediklerimizi ifade edip gerçekleşmesini arzu ettiğimiz şeyleri dileriz. Söyleriz ve dileriz de, bunlara gelecek olacak cevabı nasıl farkedeceğiz? Susarak ve dinleyerek. Susar ve dinlersen, duyarsın diyor alimler. Hayatı duyarsın, sesleri duyarsın, sana gelen mesajları duyarsın ve farkedersin. Hep söylenir ya; her şey enerjiden ve frekanstan ibarettir diye. Bu enerjiyi ve frekanslara duyabilmek için susmalıyız. Şöyle düşünün; birisiyle sohbet ediyorsunuz ve ona bir şeyler söylediniz. O kişinin size cevap verebilmesi, verdiği cevabı sizin duyabilmeniz için susmanız ve onu dinlemeniz, yani çıkardığı frekansı ve enerjiyi anlamanız gerekiyor. İşte evrende de kural bu şekilde işliyor. "Ben hep susuyorum ama hiç duyamıyorum." diye düşünen de olacaktır mutlaka. Bilmeliyiz ki; sadece dilimizi değil, arka planda hiç susmayan düşünceleri de susturmamız gerekiyor. Denge prensibi gibi düşünebiliriz; bizden çıkan ses azaldıkça, dışarıdan çıkan sesi daha iyi duyarız.
Yazımın sonuna gelirken paylaşmak istiyorum; yukarıda ifade etmeye çalıştığım konunun uzmanı değilim. Sadece, kendimde farkettiğim bir kusurun sonunda ettiğim tecrübeyi (ya da ettiğimi sandığım) burada paylaşmak istedim. Kalabalık bir sokakta dolaşırken, boş gördüğüm bir duvara spreyle yazı yazdım şeklinde de düşünebilirsiniz.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Fayda gören birileri olursa şükürler olsun. Hayatı duyabilmek ümidiyle...
Yorumlar
Yorum Gönder