An'da Kalmak
Yıllardan beri yazılır, çizilir ya hani; Ân'ı yaşa, ân'da kal diye... Kendimce, biraz derine ineyim dedim; işin özü nedir diye. Aslında durum bambaşka; 'Farkında ol.' diyor hayat. Geçenlerde bir Sanskrit Atasözüne rastladım; 'Nefes hayattır: İyi nefes alırsanız , yeryüzünde daha sağlıklı ve uzun yaşarsınız.' Aslında tüm inanışlarda (semavî veya değil) nefesini hisset sloganı yer almaktadır. Pekâlâ, hissedince ne oluyor; bir de buna bakalım.
Coğrafya kaderdir sözü var ya hani, farkında olmazsan hakikaten öyle. Fakat farkına varırsan, kaderin sensin (Biiznillah). İşte tüm mesele de bu; farkında olmak. Hayatın, ân'ın... Ve tabi ki tüm bunlar içinde öncelikle nefesinin. Peki ya nasıl?
Nefes dendiği zaman akla ilk gelen şey; modern toplumda meditasyon elbette. Nefesin yanında içsel yolculuk için de insanların başvurduğu bir enerji aktivitesi. Nefesin de farkında olmak, içindeki enerjinin farkında olunması anlamına geldiğini tanımlarsak eğer, o hâlde ân'ı yaşamak (veya ân'da kalmak) için nefesini hissetmen gerekiyor. Hissetmeye başlayınca da bir başka seni keşfetmeye başlıyorsun. Rahmetli Barış Manço da demiş ya; 'Bir sen var ki senin içinde; senden öte, senden ziyade.' O sen de, içindeki enerjiyi açığa çıkarıyor. Değerli büyüğüm, ağabeyim Gökalp İbaç da, bundan 10 yıl önce Düşünce Taşınca isimli kitabında Farkına Var başlığı altında bu konuyu ele almış. Yani bu mesele, o kadar öneme sahip.
Konuyu daha da fazla uzatmadan nihayete varacak olursak; içinde bulunduğun zaman, yukarıda anlattığımız sürece yaklaşım konusunda elverişli görülmeyebilir. Arzu edilen de budur aslında; farkında olama. Çünkü, farkında olmaya başladığında üretmeye başlıyorsun bir şeyleri. İşte bu yüzden, kendi kaderini çizmek için (Biiznillah) ân'da kalman, farkında olman ve nefesinle tanışıp, onu hissetmen dileğiyle...
Yorumlar
Yorum Gönder